Category Archives: Genel

Marka ve Sosyal Medyanın Önemi

İletişimin sosyal enstrümanı, toplumsal, sosyal, politik tartışmaların, gündemle ilgili gelişmelerin anında paylaşıldığı, beğenilerimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi özgürce dile getirdiğimiz, bilgi akışını sağladığımız sosyal platformlar.

Dünyada 1,184 milyar kullanıcısı ile facebook, 816 milyon kullanıcısı ile QQ (Tencent), 632 milyon kullanıcısı ile Qzone, 400 milyon kullanıcısı ile Whatsapp, 300 milyon kullanıcısı ile Google +, 272 milyon kullanıcısı ile Wechat, 259 milyon kullanıcısı ile LinkedIn, 232 milyon kullanıcısı ile Twitter, 230 milyon kullanıcısı ile Tumbir, 220 milyon kullanıcısı ile Tencent Weibo ve son zamanlarda Instagram ve youtube.

Ülkemizde 36 milyon kişi aktif facebook kullanıcısı. Bu rakam, ülkemiz nüfusunun %50’sine tekabül ediyor. Ülkemizde en çok kullanılan sosyal medya platformu olan Facebook’u (%93), sırasıyla Twitter (%72), Google+ (%70) ve LinkedIn (%33) takip ediyor. Markalar, sosyal medya pazarlama adı altında departmanlar oluşturuyor, içerik editörleri ile çalışıyor ve sürekli gündemde yer almak için birbiriyle yarışıyor. Sosyal medyada firmaların ilk aktiviteleri bütün sosyal ağlarda ürünlerine ait birer sayfa açmaktır. Ne yazık ki açılan onca sayfa efektif bir şekilde kullanılamadığı, güncellenmediği, interaktif olmadığı için markayı tutundurmak bir yana, itibarını zedeleyebiliyor.

Marka, sosyal medyada etkin kullanıldığında değerli, etkin kullanılmadığında ise değersiz hale gelebiliyor. Herbiri kendi içinde ayrı birer gezegen olan sosyal ağlarda, markaların, Sosyal medya pazarlaması yapmadan önce, her ağın niteliklerini iyi bilmesi ve bu doğrultuda kullanması gerekir. Facebook, dünyanın en çok tercih edilen sosyal iletişim ağıdır. Birçok marka facebook reklamlarına önem veriyor ve bunun için hem zaman hem de bütçe ayırıyorlar. Ancak, e-ticaret sitelerinin facebook üzerinde verdikleri reklamları satış odaklı yapmaları, satışa yönelik reklam görsellerini kendi web sitelerine yönlendirmesi, facebook gezegeninin bünyesinde kabul görmeyen bir pazarlama metodudur. 

Sosyal medyanın efektif yönetimi için ne yapmalıyız?

Kurumsal bir iletişime sahip olmak, ortak iletişim dili kullanmak markanın algısı ve itibarı için çok önemlidir. Markanın bir karakteri olduğunu unutmayalım. Marka kimliğini oluştururken, logosu, mottosu ile markaya karakter tanımı yapıyoruz. Pazarlama araştırmalarında sıkça kullandığımız karakter analizi, markalara kişilik verdirerek konumlandırmasını bu yönde yapmalarını sağlamaktadır. Örneğin redbull kanatlandırır derken markaya bir sihirbaz karakteri tanımlıyoruz. Redbull’un içimizden biri gibi davranmasını beklemeyiz. İletişim dilini bu karaktere göre kurgulamak ve her mecrada aynı iletişim dilini kullanmak gerekir.  Ayrıca, markanın hitap dilinin keskin olmaması, belirli bir siyasi görüş yansıtmaması, her kesimi kucaklaması, uzlaşmacı olması gerekir. Büyük markaların, sosyal medya paylaşımlarında yaptıkları hatalarının, geri dönülemez kayıplara neden olduğuna yakın zamanda tanık olduk.

Sosyal Medya’da vereceğimiz reklamlarda ve yayınladığımız içeriklerde kullandığımız iletişim dilini itina ile belirlemeli, reklamlarda hedef kitleyi belirlerken geniş bir profile değil, daha niche bir profile odaklanmalıyız. Satıştan ziyade, marka tutundurma ve bilinirliğini artırma çalışmalarında sosyal medyayı önemli ve etkin bir araç olarak kullanabiliriz.

Ref: Nagihan Ünüvar – Markamsen Genel Koordinatörü

Marka Kararı

Tanınmış Markalardan Dolayı Marka Reddi’ne Anayasa Mahkemesi Engeli…

Yüksek Mahkeme, ünlü markaları çağrıştıran markaların tescilinde sahibinin izninin aranacağı şartını iptal etti

Anayasa Mahkemesi, marka tescili konusunda tartışma yaratacak bir karara imza atarak 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) marka tescilinde mutlak ret nedenleri başlıklı 7. maddesinde kritik bir iptal kararı aldı. Anayasa Mahkemesi, maddenin ünlü markaları çağrıştıran markaların tescilinde asıl markanın sahibinin izninin aranacağı şartını iptal etti. Bu kararın taklit markaların önünü açabileceği ifade ediliyor.

MAHKEME İPTAL İSTEDİ

Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, Türk Patent Enstitüsü aleyhine açılan Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararının iptaline ilişkin davada, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK’nın taklit markaları önleyen 7. maddenin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek AYM’ye başvurdu.

Başvuruyu esastan inceleyen Anayasa Mahkemesi, Yasa’nın 7. maddesinin “ı” bendinde yer alan “Sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. Maddesine(*) göre tanınmış markalar…” hükmünün iptaline karar verdi.

Kararda, “Bir markanın sahibine sağladığı haklar ‘marka hakkı’ olarak adlandırılmakta ve marka hakkı, fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında yer almaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu kuralda yer alan markanın tesciline ilişkin düzenleme, mülkiyet hakkının konusunu oluşturan marka hakkıyla ilgili olduğundan Anayasa’ya aykırıdır ve iptali gerekir” denildi.

(*)PARİS SÖZLEŞMESİ’NİN 1. MÜKERRER 6. MADDESİ
“Birlik ülkeleri, tescilin yapıldığı ülkenin yetkili makamınca söz konusu ülkede bu sözleşmeden yararlanacağı kabul olunan bir kişiye ait olduğu, aynı veya benzeri mallar için kullanıldığı iyi bilinen tanınmış bir markanın herhangi bir karışıklığa yol açabilecek bir şekilde yeniden reprodüksiyonunu, taklit edilmesini veya aslına yakın bir şekilde değiştirilmesini içeren bir markanın kullanılmasını gerek mevzuat izin verdiği takdirde resen gerekse ilgilinin isteği üzerine yasaklamayı ve tescilini reddetmeyi veya iptal etmeyi taahhüt ederler.”

Markanın ilk 5 saniyesi

İletişim, söylemek istediğini söyleyebilme sanatı. Dış dünyaya kendimizi anlatmak için iletişim kuruyoruz. Bazen tek bir kelime, ya da tek bir bakış kendimizi yanlış ifade etmemize sebep olabiliyor. Doğru algı için kendimizi doğru anlatabilmek, öncelikle kendimizi tanımak ile başlıyor. Karşımızdakinin bizimle ilgili düşüncelerinin temelini, ilk beş saniyedeki duruşumuz, konuşmamız belirliyor. İlk beş saniye! Eğer bu zamanı en etkin şekilde kullanmazsak ya iletişim başlamadan bitiyor, ya da çok çabalamamız gerekiyor. Bana göre, ilk beş saniye markalar içinde geçerli. İlk beş saniye, markayı temsil eden kişi, ilk beş saniye markanın resmi, ilk beş saniye marka hakkında bir haber, video, görüntü, telefon konuşması…İlk beş saniye!

Her yeni gün, markalar, tanınmak, bilinmek ve tutunabilmek için dijital, konvensiyonel, 360 derece, tüm pazarlama tekniklerini kullanarak mücadele ediyor. Bütçeler oluşturuluyor, tanıtım ağları belirleniyor, araştırmalar yapılıyor ve hedef kitle ile iletişime geçiliyor. Her şey çok güzel giderken bir telefon görüşmesine cevap veren operatörün tavrı, satış temsilcisinin müşterinin yanındaki davranışı, ya da firma sahibinin konuşması, tüm iletişim faaliyetlerine ket vurabiliyor. Dünyanın en güzel logosu, en muhteşem fikri, eşsiz, unique markamızı temsil edemiyor. Çünkü biz kendi içimizde iletişemezken, dışarıda iletişim kurmaya çalışıyoruz. CRM, raporlama, haftalık toplantılar, kotalar arasında boğulurken, sadeleşemiyor, netleşemiyor, iletişemiyoruz. Söylemesi kolay diyeceksiniz, bende size uygulamasıda kolay diyorum. Peki nasıl? Markanızı dış dünyaya çıkarmadan, öncelikle iç dünyasındaki karmaşayı gidererek. Çekmeceleriniz dağınıkken, nasıl derli toplu görünebilirsiniz? Görünmeyi becerseniz bile, o dağınıklık arasında, üzerinizde şahane duracak tişörtü bulmak için epey zaman kaybedersiniz ya da gider aynı tişörtün yenisini alarak boş yere para harcamış olursunuz. Zaman kaybımı diyorsunuz, hemen satış, ciro, kar lazım. Koşalım, koşalım…Emeklemeden yürümek, yürümeyi bilmeden koşmaya çalışmak…Ya da çok koşan patronunuzun arkasından, düşe kalka, ona yetişmeye çalışmak için koşmak…Siz koşarken, ekip üyelerinizin, hem kendisini hem de markanızı nasıl yaraladığının farkında olmadan koşmak. Koşalım, şansımız yaver gittikçe ve koştukça başarılar elde ederiz, anlık, günlük, haftalık, belki bir senelik…başarılar elde ederiz. Yoruldukça, bir an durup, niye böyleyiz? Neden çok yoruluyoruz? Soruları ile bir danışmana gider, sonra yine koşmaya devam ederiz. Hem zamanımız, hem de paramız gider…Derin bir nefes alalım ve lütfen bu nefesi alırken markamızı düşünelim. Ekibimizi, tek tek düşünelim. Onlara markamızı anlatalım. Fikirlerini alalım ve hep beraber, çay ocağından üst yönetime kadar ortak bir dil oluşturalım. Dikta etmeden, yukarıdan bakmadan, markanın tüm çalışanlarını ortak marka bilincine ulaştıralım. Aynı masada oturarak, dinleyerek, anlayarak, markamızı anlatalım. Biraz zaman verelim. Sabredelim. Emin olun, harcadığımız o derin nefeslik zaman, koşarak kaybettiğimiz zamandan çok daha kısadır.

Ref: Nagihan Ünüvar – Markamsen Genel Koordinatörü

Marka Detoksu

Hepimiz, yaş aldıkça, kendimizi yenileme ihtiyacı görüyoruz. Yeni bir tarz, yeni bir görünüm, fazlalıklardan arınma, vücudumuzu arındırma ve yeni bir canlılık kazandırmak istiyoruz.

Markaların da, yaş aldıkça, eski söylemlerini yenileme, yeni, canlı bir görünüm kazanmak için detoksa ihtiyaçları var. Marka detoksu nasıl yapılmalı? Nasıl bir yol ve yöntem izlenmeli?
Zaman hızla değişiyor, dijital dönüşüm çağı her yeni gün yeni bir şey yapma ihtiyacı doğuruyor. Bu döngüye ayak uyduramayan markalar ömrünü tamamlıyor ve yok oluyor; ayak uyduranlar ise yeniliği, dönüşümü takip ediyor ve tüm hücreleri ile dönüşüme uyum sağlıyor.

Marka yaşam döngüsü, tıpkı canlılar gibi, doğum-büyüme-olgunluk dönemlerinden oluşuyor. Olgunluk döneminin ardından yaşanan doyum sürecinin rehavetine kapılmamak ve doyuma ulaştığın anda yeniden başa dönmek gerekiyor. Yani, yeniden yaratma, yeniden markalaşma ve yeniden canlandırma. Markanızın olgunluk döneminde ve doyma noktasında olduğunuzu nasıl anlayacaksınız?

Kendimize aşağıdaki soruları soralım;

1- Markanın üst yönetiminde bulunanlar markanıza yeni bir şey katıyor mu?
2- Marka kimliğiniz, misyon, vizyon ve değerlerini yansıtıyor mu?
3- Ürün ve/veya hizmetleriniz değişti mi?
4- Dağıtım kanallarınız değişti mi?

Yukarıdaki sorulara vereceğiniz her bir hayır cevabı markanızı sorgulamanızı ve yeniden markalaşma ihtiyacınızı size gösterecektir. Pazardaki dinamiklerin değişimi, rakiplerin artması, yeni markaların pazara girişi yine markanızı sorgulayarak harekete geçirmenize ihtiyacınız olduğunu gösterir.

Markanızı harekete geçirirken;

1- Rekabeti gözlemleyerek, misyon, vizyon ve değerlerinizi revize ederek,
2- Hedef kitlenizin davranışlarını, ihtiyaçlarını gözlemleyerek
3- Ürün ve/veya hizmetinizi farklılaştırmak için Ar-Ge yaparak,
4- Marka kimliğinizin görsel iletişimini düzenlemek, logo ve sloganınızı geliştirerek,
5- Dağıtım kanallarınız; geleneksel kanalların yanında online kanalları çalıştırarak,
6- Lansman, etkinlik, halkla ilişkiler faaliyetleri düzenleyerek,
markanızın yeniden doğuşunu sağlayın. Tıpkı, kartalların yeniden doğuş serüveni gibi…

Ref:Nagihan Ünüvar – Markamsen Genel Koordinatörü

Yurt Dışında Marka Tescil Süreci

Türk firmalarının yurtiçinde marka tescili konusundaki bilinçlenme sürecinin ardından özellikle ihracat yapan ve taklit marka nedeniyle mağduriyet yaşayan firmalar için markanın yurtdışında da tescili konusunda bilinçlenme düzeyinde de gelişme gözlenmekte. Bununla birlikte marka tescilinin KOSGEB, DTM (Dış Ticaret Müsteşarlığı), TURQUALITY tarafından verilen teşvikler de Türk sanayicilerinin yurtdışında marka tescil çalışmalarına ciddi ivme kazandırmış durumda.
Bu önemli gelişme, markanın yurtdışında nasıl tescil ettirilebileceği, hangi tescil sisteminin hangi şartlarda tercih edilebileceği ve tabi yurtdışında marka tescili için risklerin nasıl minimize edileceği gibi önemli soruları beraberinde getirdi. Yurtdışında marka tescili çalışmalarını başlatmak isteyen firmalara yol göstermesi ve fikir vermesi açısından bahsi geçen soruların cevapları önem taşıyor.
Esasen “Markamı yurtdışında nasıl tescil ettirebilirim?” sorusu ile ilgili verilebilecek cevap markanın kaç ülkede, hangi ülkelerde tescil ettirilmek istendiğine bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Bu nedenle öncelikle marka sahibinin yurtdışında marka tescili ile ilgili ihtiyaç analizinin yapılması ve bunun sonucunda hangi tescil sistemlerinden faydalanılacağının belirlenerek uygun yol haritasının oluşturulması gerekiyor.
Markanın tescili için hedeflenen ülke sayısı ve hangi ülkelerde tescil istendiği göz önünde bulundurularak tercih edilebilecek marka tescil sistemleri şunlardır:
Madrid Protokolü Kapsamında Yurtdışı Marka Tescili: WIPO (Dünya Fikri Haklar Örgütü) tarafından yürütülen ve Türkiye ile birlikte toplam 90 ülkenin üye olduğu Madrid Protokolü kapsamında gerçekleştirilen uluslararası toplu marka tescil sistemidir.
CTM (Avrupa Topluluk Markası) Tescili: OHIM (İç Pazarda Uyum Sağlama Ofisi) tarafından yürütülen ve Avrupa Birliğine bağlı 28 ülkenin üye olduğu toplu marka tescil sistemidir.
OAPI (Afrika Birliği) Tescil Sistemi: OAPI (Afrika Sınai Mülkiyet Hakları Organizasyonu) tarafından yürütülen ve 16 adet Afrika ülkesinin üye olduğu toplu tescil sistemidir. Tüm dünyada olduğu gibi Türk Sanayicilerinin de yönünü Afrika’ya çevirmesiyle birlikte söz konusu tescil sistemi daha çok tercih edilir hale gelmiştir.
Ülkesel Marka Tescili: Doğrudan tescil talep edilen ülkenin resmi marka ofisine vekil aracılığıyla yapılan başvuru şeklidir.
Markanın yurtdışında tescil çalışmaları esasen uzun soluklu bir süreç oluşturmakta ve bu sürecin nasıl yönetildiği de sonuçlara doğrudan etki etmektedir. Bu sürecin iyi yönetilmesi ve başvuru dosyalarının Resmi Kurumlarca incelenmesi aşamasında doğabilecek ret/uygunsuzluk kararları gibi risklerin minimize edilmesi için alınan önlemler ve yapılan yönlendirmeler ise marka sahiplerine verilen vekillik hizmetinde önemli bir kriterdir.
Yurtdışında marka tescili öncesinde ilgili markanın tescilinin mümkün olup olmadığına dair ön araştırmanın yapılması bahsi geçen riskleri aza indirgemek için izlenmesi gereken bir yoldur. Ancak ön araştırmanın yapılması tek başına yeterli olmayıp ilgili ülke kanunları ve tescil prosedürleri konusundaki deneyimler sonucu edinilmiş olan bilgiler ışığında alınacak önlemler de ciddi zaman ve maliyet kayıplarının önüne geçilmesinde rol oynamaktadır.
Sonuç olarak Türk firmalarının markalarını yurtdışında tescil ettirme çalışmalarına başlamadan önce marka teşvikleri, marka tescil sistemlerinin hangilerinin kendisi için uygun olduğu ve markasının yurtdışında tesciline engel teşkil edebilecek riskler nasıl en aza indirgeyebileceği konusunda danışmanlık almaları gerek zaman gerekse maliyet açısından tasarrufta bulunmalarına yardımcı olacaktır.
 Ref: Patent Dünyası

Küçük Şirketler Büyük Markalar Çıkarabilir mi?

Büyük kurumlarda marka yaratmak demek işin içine uzmanları katmak demektir. Danışmanlar, tasarımcılar, pazarlamacılar — herbiri marka ile ilgili düşüncelerini belirtir ve marka yaratma bütçesinden kendilerine düşen hatırlı bütçeleri alır. Ama az elemanı, sınırlı bütçesi ve ilginç fikirler geliştirmek için çok az zamanı olan küçük şirketlere ne demeli?

 

“Marka yaratma” sözünü duyan pek çok küçük işletme sahibi, dudak bükmemek için kendini zor tutar. Gözlerini yuvarlar, iç çeker ve eğer kendilerine şans verilirse büyük şirketlerin marka bütçelerinin sadece küçük bir bölümü ile yapabilecekleri şeyleri anlatmaya başlarlar. Ama usanmış olan şirket sahipleri—ödeme yapmayan müşteriler yüzünden telaşlanan bir toplantıdan diğerine koşturan, tepede kalmak için gece gündüz çalışan—kendi markalarını ihmal edemez.

Hangi marka? Aslında her şirketin, boyutu ne olursa olsun, bir markası vardır. “Küçük şirketler marka yaratmanın büyük şirketlere has bir olay olduğunu düşünürler” diyor Central England Üniversitesi’nde pazarlama dersleri veren Temi Abimbola. “Ama marka yaratmak reklam yapmak demek değildir. Yeni bir marka yaratmak için büyük şirketler gibi reklam yapmanıza gerek yok. Her şirketin pazardaki konumuna göre iyi ya da kötü bir markası vardır. Bu sayede insanlar sizin hakkınızda fikir sahibi olurlar.”

“Marka yaratmak; bireysel pazarlama tekniklerinin bütünleşik bir strateji ile hedef pazara sunulması ve sunduğunuz ürün veya hizmetin kendilerine nasıl bir fayda sağlayacağını anlatmanızdır. Bu geri kalan pazarlama faaliyetlerinize rehberlik eden şemsiye stratejisidir.” diyor küçük işletmelere marka ve pazarlama danışmanlığı yapan Kevin Clarke. “Eğer 10 rakibi bir duvarın önüne dizerseniz, bir müşteri seçimini nasıl yapar? Sizi diğerlerinden ayıran, farklı ve özel kılan birşeyler yapmalısınız. Olumlu veya olumsuz hepsinin bir duruşu vardır. Belki bilmiyorlardır veya umursamıyorlardır ama hepsinin bir marka kimliği vardır.” diye ekledi.

Bu, küçük şirketler için haber demektir; marka zaten gözünüzün önünde. Markanız; personelinizde, onların bilgi ve davranışlarında; ürünlerde ve onların kalitelerinde; adında, logosunda ve pazarlanmasında yatıyor. Mesele onun özünü bulmakta ve bu özün gelecekteki kararlara rehberlik etmesine izin vermekte.

Daha da iyi haber; bunu gerçekleştirmenin dünyalara bedel olmadığı. “Marka yaratmayı hiç düşünmedik dersem yalan söylemiş olurum” diyor Innocent Drinks’ten Dan Germain”ama bizim esas odak noktamız başlangıçta ve her zaman doğru ürünü sunmak olmuştur. Eğer doğru ürünü sunarsanız marka yaratmanız kolaylaşır. Biz asla biraraya gelip “Marka yaratmaktan ne haber?” demedik.” Günümüzde innocent drink güçlü bir marka. 1998’de kurulan İngiliz kökenli şirket saf, taze meyve suları üretiyor. “Saf ve zararsız [innocent] olmak yapmaya çalıştığımız herşeyi açıklıyor.” Diyor Germain. “Biz herşeyin saf ve zararsız olmasını istiyoruz—geri dönüştürülebilir kağıt kullanmak, etiketlerimize ferahlatıcı bir ton vermek, inek şeklinde boyanan kamyonlar, parklarda kitle oyunları düzenlemek, kırlara gidip insanlara yardım etmek”

“Marka danışmanlığı için milyarlar harcamaya gerek yok, zaten küçük bir şirket için çok da elverişli birşey değil bu.” diyor Fresh Minds’ın kurucusu Caroline Plumb. “Fresh Mind’da biz en çok takdir ettiğimiz şirketleri düşündük ve kendi markamıza ilham vermesi için onların markalarını inceledik.

Bu noktada marka uzmanları geri çekiliyor ve her şirketin innocent drinks veya Fresh Minds’da –her iki şirket de Shell LIVE WIRE’ın UK Young Business Start Up Ödüllerinde finale kaldılar– olduğu gibi marka önsezilerinin olmadığını söylüyor. “Yine de bu sizin para harcamanız ya da profesyonelleri işe almanız gerektiği anlamına gelmiyor” diyor Clarke, “Yeter ki kendinizi eğitin, bunların nasıl işlediğini ve kendinizi nasıl farklılaştıracağınızı öğrenin. Kütüphaneye gidin ve bu konuda kitaplar okuyun. Bunu görmemezlikten gelmemelisiniz—bu sayede başarı fırsatlarını çoğaltabilir ve güçlendirebilirsiniz.”

“Marka organik olarak oluştu,” diye ısrarla belirtiyor Germain. “Bizim için neyin iyi olduğunu bilen insanlar bizleriz. Eğer birilerine işin eğlenceli kısmını yapması ve yeni fikirlerle gelmesi için para öderseniz—şey, bu çılgınlıktır! Yaptığınız işin doğru ve doğal gözükmesi gerekir. Bu yüzden ben bunu kendizin yapması gerektiğini düşünüyorum. Markanızın şirket içinde ve dışında doğru işlemesi gerekir. ”Marka etiği bir kere yerleştikten sonra iş tamamen iletişime–marka mesajını yaymaya– kayar. Ve hiçbiri en özgür reklam ve iletişim biçimini yenemez–müşterilerinizin sözlerini– Siz markanızı doğru ilettiğiniz taktirde, müşterileriniz mesajı hızla yayacaktır.

“Markayı güçlendirecek basit yollar ucuz olabilir” diye ekliyor Fresh Minds’dan Plumbs. ” Biz tüm yazışmalarımızda amızın ve logomuzun bulunduğu etiketler kullanıyoruz. Bu ufak birşey ama bu bizim detaylara verdiğimiz detayı gösteriyor ve ayrıca müşterilerimizin bizi tekrar aramasını sağlıyor. Markanızın tüm kanallarda nasıl algılandığını düşünmelisiniz. Bize göre bizim markamız içten ama tam anlamıyla profesyonel ve biz müşterilerimiz ile her zaman bu şekilde etkileşimde bulunduğumuzu göstermek için çok çaba sarfediyoruz. Siz farkına varmadan “küçük”, “orta” olabilir ve orta da büyüğe dönüşebilir. Ama marka yaratmak büyümek ile eşanlamlı değildir—ve pek çok küçük şirket sahibi büyük kurumlara dönüşmek istemez.

“Marka yaratmak sadece büyümekle alakalı değildir” diyor Clarke, “ama büyüme tam olarak müşteriler ile olan ilişkiye ve markaya dayanıyor ve bu da büyük oranda müşteri sadakati sağlıyor. Bu geniş ve derin bir alana yayılır ve kar ile büyüme sağlar. Ayrıca bir problem yaşandığında ürünü geri çağırın, markanızın sağlamlığı sizin müşterilerinize dönerek problemi beraber çözmenizi sağlar. ”Eğer bir şirket yeni birşey yapacak zaman bulamayacak kadar yoğun ise, onlara gene de konuyu araştırmalarını söylerim—işinize değer artışı ve uzun ömür sağlayacak tek şey markadır.” diyor Clarke.

Yıpratmalar her zaman olacaktır.” diye ekleyen öğretim görevlisi Temi İnsanların artık ürünleri almadıkları veya ürünün modasının geçtiği dönemlerin bulunduğunu, bir şirketi ayakta tutmak için sadece kararlı yeniliklere ihtiyaç olduğunu ama büyümek istemeyen bir şirketle hiç karşılaşmadığını vurguluyor. Sonuç olarak marka yaratmak rekabetin iler